• Türkçe
  • English (United Kingdom)

Türkler Elbette Uyumlu

Türkler Elbette Uyumlu

Türkiye Gazetesi’nden Gazeteci Cihat M. Yanık'ın sorularını cevaplandıran Dünya Türk Forumu Genel Sekreteri ve Hacettepe Üniversitesi Göç ve Siyaset Araştırmaları Merkezi Müdürü Doç. Dr. M. Murat Erdoğan, Avrupalı Türklerin sosyolojik ve siyasi durumlarını değerlendirdi.

Doç. Dr. Erdoğan, Avrupalı Türklerin 50 yıllık göç serüveninde yaşadıkları tüm zorluklara rağmen net bir şekilde uyum sağladıklarını söyledi

KAVRAMDA SORUN VAR

Türkiye Gazetesi’nin sorularını cevaplayan Dünya Türk Forumu Genel Sekreteri ve HÜGO Müdürü M. Murat Erdoğan, Türk göçmenlerin hiç de kolay olmayan işler başardığını vurguladı. Uyumun göç tartışmalarının en absürt kavramlarından birisi olduğunu bildiren Erdoğan, "Entegrasyon denen şey, mühendislik kavramından uydurulmuştur. Bunu alıp sosyal bilime monte etmeye çalışıyorsunuz. İki toplum makine parçası değil ki! Bu kavramın yenilenmesi lazım" dedi.

Röportaj: Cihat Masum Yanık - İSTANBUL

Doç. Dr. M. Murat Erdoğan, Avrupa'da 50. yılını geride bırakan Türk göçmenlerin uyumsuz sayılamayacağını söyledi.

Yurtdışı Türkler ve Türkiye-AB ilişkileri konusunda uzman olan Erdoğan, göç konusunda da otorite kabul edilen önemli bir akademisyen. Doktora çalışmasını Almanya'da yapan ve Türkiye'nin Berlin Büyükelçiliği Basın Müşavirliği'nde iki yıl görev yapan M. Murat Erdoğan, Alman medyası ile Türkiye-AB ilişkilerinde Türk göçmenlerin rolünü araştırmış bir isim. Aynı zamanda Hacettepe Üniversitesi AB Araştırmaları Merkezi Müdür Yardımcısı, aynı üniversitede Uluslararası İlişkilerden Sorumlu Rektör Danışmanı ve Dünya Türk Forumu Genel Sekreteri olan Murat Erdoğan, Türkiye Gazetesi’nden Cihat M. Yanık’ın sorularını cevaplandırdı.

 

ÖNCÜ KÜLTÜR SAFSATASI

- Sizce uyum nedir? Avrupalı Türkler, yaşadıkları ülkelere uyum sağladı mı?

Türkler, 50 yıllık tecrübeyle net bir şekilde uyumda başarı sağlamıştır. Avrupa'da "göçmen" olarak nitelenen 5 milyon Türkiye kökenli bulunuyor. Farklı bir mantaliteden, başka bir ülkeye gidiyorsunuz ve orada tutunuyorsunuz. Bu hiç de kolay bir şey değil. 'Türkler uyumsuz' diyenlere soruyorum: Hangi alanda uyumsuzlar? 'Eğitim' diyorlar, ama bu tek başına onların sorunu değil. 'İşsizlik oranları fazla' diyorlar, bu da Türklerin yaşadıkları ülkeyi de ilgilendiriyor. Bence uyum, göç tartışmalarının en absürt kavramlarından birisi. Entegrasyon denen şey, makine-mühendislik kavramından uydurulmuştur. Bunu alıp sosyal bilime monte etmeye çalışıyorsunuz. İki toplum makine parçası değil ki! Bir kere kavramda sorun var, bu kavramın yenilenmesi lazım. Gerçek bir uyumda tarafların birbirlerini tanıması ve birbirlerine saygı göstermesi gerekiyor. Eşit olarak kabul edilmeleri gerekiyor. Oysa 'öncü kültür' (Leitkultur) dayatmasında olduğu gibi etken-edilgen toplum grupları oluşturulmaya çalışılıyor. Kala kala geriye İslam ile olan problemler kalıyor. 11 Eylül olayları bunda ciddi rol alıyor. Kimse kimseye benzemek zorunda değil. Avrupa'da eşcinsellik bir gerçek, bunu herkes kabul ediyor. Peki öncü kültürde eşcinselliğin yeri var mı? Demek ki bu bir olgu değil, kabul meselesi.

 

ÇOK KÜLTÜRLÜLÜK ÖLMEDİ

- Almanya Başbakanı Angela Merkel, çok kültürlülükte başarısız olunduğunu söyledi. Gerçekten öyle mi?

 

Hayır, bu bir çarpıtma, siyasi bir yalan. Çok kültürlülük Avrupa'da yaşıyor, 'öldü' diyerek bu yaşamda sadece Müslüman göçmenlere kapı kapatılmak isteniyor. Bu da tam ve net bir şekilde ayrımcılıktır. Müslümanların uyumu için muhatap ülkeler azıcık çaba gösterseler çok daha iyi şeyler olacak. Almanya'da 3 milyon Türk, 50 yıldır yaşıyorsa ve hiçbir sorun teşkil etmiyorsa, bu ciddi bir başarıdır. O topluma renk kattılar, oradan aldıkları değerleri de Türkiye'ye yansıttılar. O yüzden Türkiye olarak onlara teşekkür etmeliyiz.

 

SİYASETTE ETKİMİZ ARTACAK

- Türk kökenliler siyasete yeterince ağırlık koydu mu?

Göçmenlerin nüfusu ile siyasetteki temsil oranına bakmak lazım. O anlamda Almanya'da durum hâlâ çok parlak değil. Hollanda ve Belçika'daki Türklerin temsil durumu ise daha iyi. Burada özeleştiri yapmamız da gerekiyor. Yıllarca kendi insanımıza resmi kurumlarımız şüphe ile yaklaştı, güvenmedi. Oysa kurumların objektif ve eşit mesafeli olması lazım. Siyasi katılım açısından Türklerin her geçen gün etkisinin artacağına inanıyorum. Ama bu süreç, Avrupalıların da ikna olmasına ve alışmasına bağlı. Bu bir zaman meselesi. Türklerin katılımı sadece Yeşiller'e veya SPD'ye değil diğer partilere de yayılacaktır.

 

CİDDİ STK'LAR ŞART

- Avrupa'daki Türk sivil toplum kuruluşlarının görevi ve işlevleri ne durumda?

Bölük pörçük bir durumdalar. Sivil toplumculuğu Türkiye'de de iyi bilmiyoruz. Yeni gelişen bir konu. Almanya'da 3 binin üzerinde STK'mız var. Bunların çoğu cami derneği. İşlevsel olarak iş yapan ve Avrupalıların ciddiye aldığı sivil toplum örgütü sayımız ise çok az. Almanya'da 10 tane ciddi örgüt saymak zor. Bir mantalite değişikliği lazım. Genel güvensizlik, kontrol altında STK'lar oluşturma yaklaşımını getirdi. Başkonsolosluklara yakın kuruluşlar desteklendi yıllarca. Sonra çatı kuruluşları oluşturuldu. Bir süre sonra bunların yaşadıkları toplum içerisinde ciddiye alınma imkânları kalmadı. Kamu kurumlarının sivil toplum kuruluşlarıyla ilişkilerine ciddi ayar vermesi gerekir. Bunlara sahip çıksınlar, ama yönlendirmesinler. Kaynak aktarsınlar, ama bu kaynağı çarçur etmesinler. STK'lmarın daha da çeşitlenmesi ve yaşadıkları ülkelerdeki sorunlarla daha çok ilgilenmelerini bekliyorum. Örneğin Avrupa'daki STK'ların Türkiye'deki Anayasa çalışmaları için çalışmalar yapmak için harcayacağı zamanı, emeği, yaşadıkları ülkelerdeki sorunlarına çözümler için harcamaları gerekir diye düşünüyorum.

 

ÖNCELİKLİ SORUN EĞİTİM

- Almanya'daki Türklerin sorunlarını değinirsek, ilk sıralarda hangileri yer alır?

Öncelikle eğitimle ilgili sıkıntı var. Türkiye'de sıradan aileler, çocukları üniversiteye gitsin diye arabasını, evini satıyor, her şeyini seferber ediyor. Aynı ailelerin Avrupa'daki benzerlerinde ise bir atalet var. Bu araştırılmalı. Ayrıca yaşadıkları ülkelerin eğitim politikalarında ciddi sıkıntılar var. Teşvik yerine dışlama var. Eğitim seviyesi düşük olunca, bu kez iş piyasası şansları azalıyor. Bu yüzden eğitim konusu çok ciddiye alınmalı. İkinci sırada işsizlik ve üçüncüsü sırada ise ayrımcılık var. Bu da çok yoğun yaşanıyor. Dördüncü sırada ise aşırı sağcı hareketlerin Türkleri mağdur etmeleri var. Irkçılık konusunda gerçekten vatandaşımız çaresiz durumda.

 

ANAVATAN GÜÇLENİNCE

- Türkiye'nin güçlenmesi yurtdışındaki vatandaşlar üzerinde nasıl bir etki gösteriyor?

Güçlü bir Türkiye, Avrupa'daki göçmenlerin başını dik tutuyor. Oradaki Türklere yapılacak en büyük destek, en büyük ve güzel yardım Türkiye'nin kalkınmasını sağlamaktır. Bu ülke daha başı dik ve güvenli olmalı. Zaten bu oldukça geri dönüşler artıyor. Gelenlerin hepsinin cebinde Alman pasaportu var. Burada 'Türkiye'nin yarını belli olmaz, iş tutturamazsam geri dönerim' düşüncesi hakim. Dolayısıyla Türkiye'nin içindeki şartlar değişirse hem beyin transferini buraya yönlendirmiş hem de oradaki insanlarımızın potansiyelini değerlendirmiş oluruz. Bunları teşvik etmemiz lazım.

 

GÜVEN YENİDEN SAĞLANMALI

- HÜGO olarak, seri esnaf cinayetlerindeki gerçeklerin ortaya çıkmasının ardından Almanyalı Türklerin düşünceleri üzerine bir araştırma yaptınız. Alman devleti, cinayetlerin araştırılmasında gereğini yapıyor mu?

Alman devletinin üzerine düşeni yapmadığı çok belli. Almanya deyince 1 disiplin, 2 güvenlik anlaşılır. İstihbarat 11 senede cinayetleri işleyenleri takip etmesine rağmen yakala(ya)madı. Olaylar tesadüfen ortaya çıkmasa kamuoyu yine bilmeyecekti. Bu durumda Türklerin Alman devletine güvenmesi mümkün değil. Özür dilemek yetmez. Türkler kapıyı hâlâ aralık bırakıyor, 'Eğer siz bu olayı ve bağlantılarını aydınlatırsanız biz yine bu ülkeyle barışık hale gelebiliriz' diyor. Alman toplumunu değil, Alman devletini suçluyor. Bu çok önemli. Bu durum Türklerin ne kadar aklıselim olduğunu gösteriyor. Bu aklıselimi Solingen'de Mevlüde Genç de sergilemişti. Hükümetin net bir şekilde bu işi çözmesi lazım. Verdikleri tazminat da çok anlamsız. İyi niyet eksikliği gibi görülüyor, inşallah bu durum telafi edilir.

 

AKADEMİSYEN İHTİYACI

- Türklerin anavatana dönüşü son yıllarda arttı. Bilhassa akademisyenler geliyor. Almanya yetişmiş Türkleri büyük ölçüde yitirecek mi?

Türkiye olarak dönüş için özel bir teşvik politikamız yok. Yine de oradaki akademisyenlerin buraya gelmesi önemli bir şey. Oradaki göçmen toplumumuz da kendi içerisinde gelişiyor. Bu konuda endişeye gerek yok. Buraya gelen üniversite hocalarının en büyük sorunu düşük ücret. Türk bankaları yurtdışındaki Türklerin sayesinde yeterince para kazandı. O yüzden herkes kendi alanında akademisyen başına beş yıl boyunca aylık biner Avro destek versin. Böylece akademisyenlerin kazanımı daha fazlalaşır. Ülkemizde üniversite sayısı katlandı, ama akademisyen sayısındaki artış yüzde 10'larda kaldı. Özellikle akademisyenlere Türkiye olarak ihtiyacımız var.

 

BEDELLİDE İNSAFSIZLIK

- Bedelli askerlikte ücret 10 bin Avro'ya yükseltildi. Sizce bu miktar yüksek değil mi? T.C vatandaşlığından çıkan Türk sayısı artacak mı?

Türkiye'nin yurtdışındaki vatandaşlarına bakışı bu zamana kadar hep küçümseyici ve ilgisiz oldu. Bu olay, bunun devam ettiğini gösteriyor. 10 bin Avro ödemenin kolay bir şey olduğu sanılıyor. Böyle bir şey olamaz. Kriz ortamında o yaş grubunda işsizliğin yaygın olduğu dönemde alternatif bile sunmuyorsun. Çok vicdansızca bir karar. Bunun ortadan kaldırılmasını umuyorum. Çok ciddi bir yanlışlık var ortada. 10 bin Avro'ya çıkarılması kesinlikle kabul edilebilir değil. Bu parayı çoğu ödeyemez. Bu konuda ciddi bir kampanya başlatılmalı. Bence Avrupa'daki STK'lar asıl bu konularla uğraşmalı.

 

MAYIS'TA TÜRK ZİRVESİ

- HÜGO'nun, Dünya Türk Forumu'nun ve sizin çalışmalarınız hakkında biraz daha bilgi verebilir misiniz?

Almanya'dayken Alman medyasıyla yakından ilgilendim, bu ilgim de devam ediyor. Bir siyaset bilimci olarak Türkiye-AB ilişkileri ve Avrupa'daki Türkiye kökenlilerin bu alanda oynadığı rol üzerine yoğunlaştım. Bu yüzden Avrupa'daki göçmenler ilgi alanımda. Yurtdışındaki Türklerin bulundukları ülkelere ve Türkiye'ye çok ciddi katkılarının olduğunu düşünüyorum. Önümüzdeki dönemde Türkiye'nin dış politikasında ciddi bir rol oynayacaklar. Dünya Türk Forumu (DTF) ile de Türk dünyasıyla ve Türkiye'den göç eden vatandaşlarımızla ilgili sivil toplum örgütleri arasında bir işbirliği platformu oluşturulmasını arzu ediyoruz. Kültürel, sosyal, ekonomik her alanda çalışmalar olacak. Bu çerçevede 2. Dünya Türk Forumunu çok yüksek bir katılımla Mayıs ayında İstanbul'da gerçekleştireceğiz. DTF bünyesinde Türk dünyasındaki krizlerin ve çatışmaların önlenmesi için oluşturduğumuz 'Akil Kişiler Heyeti'nin çok önemli bir işlevi olacağına inanmaktayım.

 

YTB'NİN GÖREVİ MÜHİM

- Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı'nın (YTB) işlevini nasıl görüyorsunuz?

YTB'nin işlevini çok önemsiyorum. 2009'da başbakanlıkla birlikte yapılan en geniş kapsamlı 'Yurtdışındaki Türkler Sempozyumu' genel koordinatörüydüm. Ankara'ya 30 ülkeden göçmenlerin temsilcileri geldi, 26 panelde 135 kişi konuştu. Bu sempozyumun ardından zaten ihtiyaç olan YTB kuruldu. Ancak son derece hassas bir konumları ve işlevleri olduğu unutulmamalı. Bunun için hem oradaki vatandaşları hem de bulundukları ülkeleri iyi analiz etmek gerekiyor. Türkiye'nin iç ve dış politikası için de bu çok önemli. YTB'nin yurtdışındaki STK oluşumlarına iyi bir mesafe ile yaklaşması gerekiyor. Özellikle de onların Türkiye'den beslenen, kontrol altında tutulan STK'lar olarak algılanmamaları için özel çaba göstermeli, kendi gelişimlerine, otonomluklarına katkıda bulunmalı.

 

EUROTURKSBAROMETRE ŞART

- Avrupa'da yaptığınız kamuoyu araştırmalarının önemi nedir?

Bakın, bu çok önemli bir husus. Almanya çalışmamız bunu gösterdi. Yakın zamanda da Fransa ile ilgili bir çalışma yapacağız. Ama bu yetmez. Avrupa'da yaşayan 5 milyonu aşkın Türkiye kökenli hakkında düzenli, sürekli bilgimiz yok. Ben bu konuda yıllardır AB Komisyonu'nun gerçekleştirdiği Eurobarometre çalışması gibi 'Euroturksbarometre' başlıklı bir çalışma yapılmasını ve Türklerin 100 binden çok yaşadığı bütün ülkelerde 6 ayda bir kez olmak üzere kamuoyu araştırması yapılmasının çok önemli olduğunu düşünüyorum. Bu tamamen akademik ölçülerle ve bağımsız bir kurum tarafından yapılmalı. Bunun hem Avrupa'da yaşayan Türkiye kökenlileri tanımak, anlamak ve sorunlarına çözüm üretmek hem de Türkiye'nin dış politikası için son derece önemli olacağını düşünüyorum. Bu konuda HÜGO ciddi bir çalışma yürütüyor. Elinizde veri olduğunda, rahatça politika belirleyebiliyor ve muhataplarınızı da kolaylıkla ikna edebiliyorsunuz.

dtfkeo
  • Türkçe
  • English (United Kingdom)